12/01/2026
DEPREMİN AYAK SESLERİ – SÖYLEMLERLE EYLEMLER TUTARLI MI?
“Bu bir suçlama değil.
Bu bir kayıt.
Ve bu kayıt burada dursun diye paylaşıyorum.”
Önemli Not:
Bu metin bir kanaat yazısı değil,
Yaklaşık üç yıla yayılan resmi süreçlerin ve yaşanmış bir gerçeğin belgeli özetidir.
Bu yazı uzun olabilir;
Ama konu can güvenliği ise,
kısa ve yuvarlak cümlelerin
kimseyi korumadığı artık ortadadır.
Lütfen sonuna kadar okuyun.
Ve kararınızı kendiniz verin.
Depremlerin ardından,
meslek örgütlerinin yaptığı açıklamalarını
dikkatle izliyorum.
Açıklamaların tamamında aynı vurgu var:
“Deprem gerçeğiyle yüzleşilmeli,
hassasiyet en üst düzeyde tutulmalı,
gerekli tüm önlemler gecikmeden alınmalı.”
Bu tespitlere karşı çıkacak tek bir aklıselim insan yok.
Ancak artık şu soruyu sormak zorundayız:
Söylediklerimizle yaptıklarımız gerçekten örtüşüyor mu?
Bu yazı;
yalnızca uyuyanları değil,
uyutanları ve hatta
bilerek uyutulanları da
uyarmak için kaleme alınmıştır.
DEPREM BİR İHTİMAL DEĞİL, KAÇINILMAZ BİR GERÇEKTİR
Deprem bu ülke için öngörülemeyen bir risk değildir.
Bilimsel olarak tanımlanmış,
mevzuatla karşılığı olan
ve sonuçları defalarca yaşanmış kaçınılmaz bir gerçektir.
Bunu hepimiz biliyoruz.
Yıllardır konuşuyoruz.
Basın açıklamaları yapıyoruz.
Paneller düzenliyoruz.
Aynı cümleleri tekrar edip duruyoruz.
Ama artık konuşma dönemi bitmiştir.
Çünkü sorun bilgi eksikliği değildir.
Bu nedenle;
Depreme karşı önlem almamak
→ bilgisizlik değil,
bilinçli ihmaldir.
Yetkisi olduğu halde denetim yapmamak
→ idari bir eksiklik değil,
hukuki sorumluluktur.
Disiplin mekanizmalarını işletmemek
→ meslek dayanışması değil,
etik ve kamusal görev ihlalidir.
SORUN CESARET VE İRADE EKSİKLİĞİDİR
Mühendislik ve mimarlık disiplinleri;
→ Deprem yönetmeliklerine
→ Yapı güvenliği standartlarına
→ Denetim ve disiplin yetkilerine
sahiptir.
Sorun;
→ Bu yetkileri kullanma cesaretidir.
→ Bu yetkilerin bilinçli olarak kullanılmamasıdır.
Projeye aykırı inşaatlar yapılırken,
güçlendirme projeleri uygulanmazken,
statik müellif bilgisi dışında inşaat faaliyetleri sürdürülürken
sessiz kalınması;
bir “gözden kaçma” değildir.
Bu durum;
öngörülebilir risk karşısında hareketsiz kalma halidir.
Bu bir ihmal değildir.
Bu, bilinçli bir tercihtir.
Ve bu kabul edilemez.
BU BİR SENARYO DEĞİL, YAŞANMIŞ BİR GERÇEKTİR
Başkent Lefkoşa’nın merkezinde,
→ güçlendirme projesi hazırlanmış
→ ruhsatı alınmış
→ yapı denetiminin zorunlu olduğu bir binada
statik proje müellifine bilgi verilmeden inşaata başlanıyor.
Projede öngörülen güçlendirmeler yapılmadan
bina neredeyse tamamlanıyor.
Bu durum,
statik müellif tarafından,
tesadüfen fark ediliyor.
Hem de İsias faciasının hemen ardından.
Daha da vahimi:
İnşaatın, projenin müellifi olmayan bir mimar tarafından organize edildiği;
statik güçlendirmelerin
bilinçli olarak uygulanmadığı tespit edilmiştir.
Durum;
Lefkoşa Türk Belediyesine (LTB)
ve ilgili meslek örgütü olan Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine (KTMMOB)
bildiriliyor.
PEKİ SONRA NE OLUYOR?
Belediye,
statik müellifin ısrarları sonucu,
gecikmeli de olsa yasaların gereğini yapıyor
ve inşaatı mühürlüyor.
Peki, meslek örgütleri?
→ Disiplin soruşturması açılmış mıdır? → Hayır
→ Yetki aşımı için işlem yapılmış mıdır? → Hayır
→ Kamuoyuna açıklama yapılmış mıdır? → Hayır
Derin bir sessizlik.
Bu sessizlik,
artık “idari takdir” olarak açıklanamaz.
Bu noktadan sonra mesele;
görev ihmali ve
öngörülebilir risk karşısında hareketsizliktir.
ASIL TEHLİKE TAM DA BURADA BAŞLIYOR
Denetlememek, suça ortak olmaktır.
İnşa eden kadar,
denetlemekle yükümlü olduğu halde
işlem yapmayanlar da sorumludur.
Yetkisi olduğu halde;
→ Disiplin sürecini başlatmayan
→ Yetki aşımına göz yuman
→ Projeye aykırı uygulamaları yaptırımsız bırakan
→ “bir şey olmaz” diyen
her yapı ve kişi, olası sonuçların ortağıdır.
Deprem geldiğinde,
enkazın altında sadece beton değil,
bugün gösterilmeyen irade de kalacaktır.
Bu durum;
ne meslek etiğiyle,
ne hukukla,
ne de vicdanla bağdaşır.
İSİAS BİR KAZA DEĞİLDİ, BİR SONUÇTU
İsias bir talihsizlik değildi.
Bir kader hiç değildi.
İsias;
→ Denetimsizliğin
→ Cezasızlığın
→ Sorumluluktan kaçışın
→ “Bir şey olmaz” anlayışının
doğrudan sonucuydu.
Bu anlayış değişmediği sürece,
aynı acıların ülkemizde de yaşanmayacağını kim garanti edebilir?
BU BİR SUÇLAMA DEĞİL, SORUMLULUK HATIRLATMASIDIR
Bu yazı;
kişileri ya da kurumları hedef almak için değil,
→ sorumluluğu hatırlatmak
→ meslek onurunu
→ kamu güvenliğini
→ insan hayatını korumak
→ kayıt altına almak
için yazılmıştır.
Meslek örgütlerinin görevi;
meslektaşı korumak değil,
mesleğin onurunu ve toplumun güvenliğini korumaktır.
İlgili meslek örgütlerinin özellikle KTMMOB ve Mimarlar Odasının;
→ Disiplin mekanizmalarını etkin ve gecikmeksizin işletmesi,
→ Yetki aşımı ve projeye aykırı uygulamalarda tavizsiz davranması,
→ Söylemlerle eylemler arasındaki mesafeyi kapatması
artık bir tercih değil, zorunluluktur.
SON SÖZ
Deprem öldürmez.
İhmal öldürür.
Sorumsuzluk öldürür.
Suskunluk öldürür.
Bugün atılmayan her adım,
yarın yaşanacak bir felaketin gerekçesi olacaktır.
Meslek onuru,
sadece konuşarak değil,
zamanında ve tavizsiz eylemle korunur.
Söylemlerle eylemler örtüşmediği sürece
ne depremle mücadelede
ne de vicdanlarda
başarılı olabiliriz.